BAYBURTLU YÜZBAŞI AGÂH

"Bir gün Bayburt'lu Âgah, birgün Reşad Bey olduk,
Ayyıldızlı bayrağız, hepimiz Kurt Kaya'yız..."

(Turan Ocakları Kurt Kaya Marşı'ndan) 

 

Yüzbaşı Agâh Bey, 1889 yılında Bayburt’un Şingâh Mahallesinde doğdu. Karamollaoğlu ailesinden Ziver Bey’in oğlu Agâh Efendi, ilk tahsilini ve rüştiyeyi Bayburt’ta tamamladıktan sonra, Erzincan Askeri İdadi’den mezun olarak askerliğe ilk adımını attı. 3. Kolordu 17. Tümen’e bağlı birliklerde Serçavuş (Başçavuş) ve Mülazim-i Sâni (Teğmen) rütbeleri ile Erzincan ve Sarıkamış havalisinde 1. Dünya Savaşına katıldı.

 

Daha sonra Mondros Antlaşması gereği lağvedilmesi gerekirken ordusunu dağıtmayan tek komutan Kâzım Karabekir Paşa’nın komuta ettiği 15. Kolordunun, 12. Tümen 36. Alay 1. Bölük Komutanı olarak Kars ve Ardahan dolaylarında Osmanlı ordusunu arkadan vurmaya çalışan Ermenilere karşı mücadele etti.


Kısa ömrüne rağmen askerlik süresince, üstün başarılarından dolayı Muharebe Gümüş Liyakat, Alman Salip ve Harp Madalyaları ile Mülazim-i Evvel (Üsteğmen) rütbesine kadar yükselmiştir.

 

Mareşal Fevzi Çakmak Paşa’nın 2. Plevne muharebelerine benzettiği "Kop Savunması” için cephe gerisinde, asker ve sivil halktan oluşan Çoruh Müfrezesi’nin sevkiyatını gerçekleştirdi.

 

Zaman ve mekân mefhumu tanımadan cepheden cepheye koşan Agâh Efendi, Yüzbaşı rütbesini ise şehadetinden sonra almıştır…


10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması’nı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin tanımaması üzerine Yunan işgali sırasıyla 13-14 Temmuzda Altıntaş ve Tavşanlı’ya, 17 Temmuzda Emet ve Kütahya’ya, 5 Eylülde ise Gediz’e kadar yayıldı.

 

28 Temmuz 1921’de Kütahya’ya gelen Yunan Kralı Konstantin, Yunan Savaş Konseyi’ne işgal sınırlarını Ankara’ya kadar genişletme kararı çıkarttırdı.


Dünya’nın gözleri önünde gerçekleşen bu işgal karşısında, geri çekilme taktiğini savunma ve hatta hücum taktiğine çeviren Türk Ordusu yine sadece işgali seyir eden dünya devletlerini şaşkına çevirecek bir kahramanlık örneği ile Yunan Ordusu’nu Sakarya’da durdurmayı başardı.

 

Sakarya Savaşı’ndan sonra daha fazla ilerleyemeyeceğini anlayan Yunanlılar, işgal ettiği bölgeleri korumak için bu defa savunma hattı oluşturdular.

 

Hiçbir ordunun aşamayacağı şekilde Afyon keza civarına yerleşen Yunan Ordusu ve karargâhı, müstahkem hale getirilmiş, üç sıra tel örgülerle çevrilmiş bölgede, yer yer makineli tüfek yuvaları ve topçu mevzileri ile korunmaktaydı.

 

Yunan cephesi, Türk Ordusu’nun ne yaptığından daha çok ne yapabileceği doğrultusunda her şeye hazırlıklıydı. Tüm aksilikler ve olası durumlar hesap edilmişti.

 

Hesap edilmeyen tek bir şey vardı…

 

O da Türk Milletinin bağımsızlık ruhu ve o ‘ruh’a önder olmuş Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın yakacağı Kurtuluş meşalesi idi.

Her şey çok dikkatli ve gizli yapılıyordu. Taarruz için belirlenen bölgelere, asker ve mühimmat sevkiyatı hakkında bilgiler içeren istihbarat mektupları dahi limon suyuyla yazılıyordu.

 

Mustafa Kemal Paşa’nın taarruz planındaki tek hedefi; düşmanı, geride yeni bir cephe kurmasına olanak vermeyecek bir biçimde tek darbede mağlup etmek ve silahlarını esir almaktı.

 

Dünyanın en kanlı savaşı olarak görülen 1. Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmış bir millet için, Mustafa Kemal Paşa’nın taarruz planındaki tek hedefi; düşmanı, geride yeni bir cephe kurmasına olanak vermeyecek bir biçimde tek darbede mağlup etmek ve silahlarını esir almaktı.

 

Tüm hazırlıklar bu hedef üzerine esas alınmıştı. Çünkü Türk Ordusunun uzun sürecek bir savaşa yetecek kadar mühimmatı yoktu. Bu gerçeği bilen Yunanlılar kadar Avrupalı ülkelerde Türklerin bin bir güçlükle bir araya getirdiği son ordusunun da dağılacağına inanıyordu. Türkler savaşı kesin olarak kaybedecekti ve aksi durum mucize sayılacaktı.

 

İşte dünyanın en tamahkâr ordusuna karşı, dünyanın en kanaatkâr ordusunun kazanmasını mucize olarak görenler, zaferin bizdeki anlamını yani kısa zamanda mutlak sonuca ulaşmanın ne demek olduğunu bilemeyeceklerdi.

 

Nitekim 26 Ağustos sabahı saat 04.30'da Türk topçularının ilk ateş açmasıyla başlayan taarruz; Yunan cephesine korku, Türk cephesine ise heyecan vermişti.

 

Kurtuluş Savaşı’nın son evresini oluşturan bu taarruzun en fedakâr ve en cesaret isteyen ilk görevlerinden biri 36. Alay 6. Bölüğe verilmişti.

 

Üsteğmen Agâh Efendinin emrindeki bu 150 kişilik bölüğün görevi;

Mustafa Kemal Paşa’nın taarruzu yönetmek için Kocatepe’ye kurdurduğu Başkomutanlık karargâhını korumak ve bu karargâha tek geçit yeri olan Kurtkaya mevkiine yakın, Afyon-Kalecik bölgelerini ele geçirmekti.

 

Verilen görevin zorluğu imkânsız gibi görünse de, yerine gelmesi gereken bir emirdi. Savaş taktiği gereği, taarruza geçen tarafın 1’e 3 kuvvet oluşturması gerekiyordu. Oysa tam tersine saldırıya geçen 150 kişilik bölük, düşman birliklerinin 4’te 1’ine dahi tekâmül etmiyordu.

Üç kat tel örgüyle çevrilmiş Yunan savunma hattında gedik açmak ve o gedikten içeri dalıp ölüme koşarcasına 2500 kişilik düşman birliğine saldırmak, akılların almadığı ancak vatan sevgisiyle yoğrulmuş yüreklerin hissedebileceği bir duyguydu.

 

6. Bölüğün sahip olduğu silah işte o yürekti…

 

Ve sıkabildiyse eğer, birde tek sıkımlık kurşunu vardı. Birinci gün başarısız olan bölük, gece istirahat emri almıştı.

 

Üsteğmen Agâh Efendi, "Büyük Taarruz” için önem arz eden bu saldırıyı yinelemek ve kesin sonucu almak için 36. Alay Komutanı Osman Nuri Paşa’dan istirahat emrini geri almasını istedi.

 

Gözü pek komutan, 17 yaranın izini taşıyan gövdesini başıyla beraber bölüğünün önünde feda etmeye hazırdı. Hiçbir idare şevki Üsteğmen Agâh ve emrindeki bölüğü alıkoyamazdı. Nitekim 26 Ağustos sabahı saat 04.30'da Türk topçularının ilk ateş açmasıyla başlayan taarruz; Yunan cephesine korku, Türk cephesine ise heyecan vermişti.


Bölüğünü tekrar hücum düzenine koydu. Birinci günün sabahı başlayan çarpışmalar ikinci gün de devam etti. Demire karşı kemik misali, kurşun yağmuruna gövdelerini siper edip tel örgüye ulaşmadan ölünmeyecekti. Yunan ve İngiliz Genelkurmay Başkanlarının dünyaya, geçilmez ilan ettiği tel örgü delinmiş ve geçilmişti.

 

Topçuların açtığı gedikten içeriye dalıp, kalabalık düşman birliğinin üzerine ilerleyen Üsteğmen Agâh, kendisini bulan kurşunla en önde koşmaya devam ediyor, ardındakilerle beraber su gibi düşmanın derinliklerine akıyordu.

 

Hedefteki tepenin düşmandan alınması için önceden belirlenen plan gereği gelmesi gereken 8. Tümene bağlı diğer birlikler geç kalmış, düşman da büyük bir takviye kuvvet almıştı.

 

Artık zaman kazanmak ve ilerlemekten başka yapacak bir şey yoktu. Bölüğünün şevkini kırmak istemiyordu. Kanayan yarasını eliyle tuttu…

Ne olursa olsun düşman Kurtkaya’dan inecek ve dar boğaza sürüklenecekti!


Çarpışmalar tüm şiddetiyle devam etti. Düşman ezilip geri çekildikçe, Üsteğmen Agâh ve bölüğü de gittikçe tükeniyordu. Her şeye rağmen hedeflenen noktaya çok yakındı.

 

Bir an başını kaldırıp etrafına baktı. Sonra yere eğildi, kaçıp giden düşman mevzilerinden bomba tüfeğini alıp, geriye haber verdi.

 

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın önem verdiği ve mutlak bir şekilde sonuca ulaşması gereken görev yerine gelmişti.

 

Kurtkaya Tepesi artık zapt edilmişti…


30 Ağustos Zafer Güneşi, kanıyla şanıyla işte böyle doğuyordu. Tam o anda sürekli ıskalayan kör kurşun bu defa gelip başını buldu.

 

Bölüğünün görevi bitmişti… Keza kendisi de…


Başçavuş Ali, eğildi yanı başına. Bir şey söylemeye çalışan Komutanı Agâh’ın, yarasını saracak ne bir teçhizatı vardı ne de zamanı. Sadece söylediklerini anlamaya çalışıyordu. Tek bir şey duyabildi…

 

"Bölüğe selam… Durmayın!”


Ve gözleri öylece kapandı…


Bölüğün başı, ayağı, her şeyi olan Agâh Efendi, yanında Sinoplu Teğmen Feyzullah Hulusi ve Anadolu’nun dört bir yerinden gelen en küçüğü 16 yaşındaki kınalı kuzular, hepsi toprağa uzanmıştı…

 

İşte o andı...

 

Dünyanın bir olup üstüne toprak attığı Anadolu’nun, yılmayıp yine o toprağın altından çıkışına şahit olunan. 6. Bölüğün tamamına yakını yerde, geriye kalan diğer 50 kişi ve Vatan ayakta…

 

"Büyük Taarruz” böyle başladı…


27 Ağustos 1922 günü Yüzbaşı Agâh Efendinin şehit olduğu Kurtkaya Tepesi’nde bulunan bir tören alanı, bir çeşme, bir kitabe ve bir kubbeden ibaret anıtın kitabesine şu sözler yazılmaktadır.

 

 "Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922 günü sabah 04.30'da başlamış ve iki saat içinde düşmanın bütün tel örgüleri parçalanarak gün doğmadan zaferin ilk ışıkları Anadolu'da parlamaya başlamıştır.

 

Başkomutanlık Karargâhı’nın bulunduğu Kocatepe'ye tek geçit yeri olan Kalecik ve Kurtkaya bölgeleri Türk ordusu için çok önemli idi ve düşmandan bir an önce alınması ve düşmanın yok edilmesi görevi 12. Tümen 36. Alay 6. Bölük Komutanı 24 yaşındaki Bayburtlu Yüzbaşı Agâh'a verildi.

 

Yzb. Agâh, emrindeki 150 Mehmetçik ve Sinoplu Üsteğmen Feyzullah ile beraber 2500 kişilik düşman tümenine saldırarak büyük bir savaşa başladı. 26 Ağustos öğleden sonra başlayan çarpışmalar 27 Ağustos öğlene kadar sürdü. Düşmanın içine kadar dalan Yzb. Agâh onlara ağır kayıplar verdirerek batı istikametine kaçmalarını sağladı.

 

Büyük bir takviye alan düşman birliği ile çarpışırken Yzb. Agâh; 100 Mehmetçik ve Üsteğmen Feyzullah ile birlikte şehit düştü. Geriye kalan 50 Mehmetçik ve gelen takviye kuvvetlerimizle düşman bu vadi içinde tamamen yok edildi…”


Bugün şehitlik, Afyonkarahisar-Büyük Kalecik Kasabası'nda Kocatepe'ye tek geçit olan Kurtkaya mevkiindedir.

 

26 Ağustos 1972 yılında Yüzbaşı Agâh ve diğer şehitlerin anısına sembolik olarak yapılmıştır.

 

Şehitlik, en son olarak 2004 yılında yeniden restore edilmiş ve ziyarete açılmıştır. Şehitlik, bir anıt, bir tören alanı, bir çeşme, bir kitabe ve bir kubbeden ibarettir.


Rahmet, minnet ve şükranla anıyoruz…

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Şu Çılgın Türkler, Turgut ÖZAKMAN, Bilgi Yayınevi

Kocatepe Büyük Taarruz Uygulama ve Araştırma Merkezi

Afyon Valiliği Resmi İnternet Sitesi (http://www.afyonkarahisar.gov.tr)

Hürriyet Gazetesi (Turgut Özakman) (24 Ekim 2005)

Yüzbaşı Şehit Agâh İlköğretim Okulu (Biyografi)

Büyük Taarruz’da Batı Cephesi Komutanları ve Şehitleri (Şenay Sezen Okay-M.Vedat Okay) (1986)








18.11.2014
2270






BENZER KONULAR

ALBAY REŞAT BEY (ÇİĞİLTEPE)

   "Bir gün Bayburt'lu Âgah, birgün Reşad Bey olduk,Ayyıldızlı bayrağız, hepimiz Kurt

18.11.14 UNUTULMAYANLAR
METE HAN

  Hunların, "bilinen" ilk Yabgusu Tuman’ın (Teoman) Türk olan ilk eşinden olan oğlu, 

15.11.14 UNUTULMAYANLAR
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI NE ZAMAN BİTTİ?

Batı kaynaklı ve bize dikte edilen "resmi tarihte” 1914 yılında başlayan ve içine Osmanlı

12.11.14 KARALAMALAR
TÜRK İSTİKLÂL HARBİ NE ZAMAN BAŞLADI?

Her ne kadar Batı kaynaklı "resmi tarihte” İstiklâl Savaşı Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs

12.11.14 KARALAMALAR
ATATÜRK

  1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi’nde doğdu. Babası Ali Rıza

12.11.14 UNUTULMAYANLAR
KALK UYAN! YOKSA ARDI HİCRÂNDIR!

Türk'ün var olduğundan bu güne, Türk'e düşmanlar ve bu düşmanların işbirlikçisi hainler ve

05.11.14 KARALAMALAR
YA ŞÖYLE OLSAYDI?

  1919 tarihini hatırlıyoruz değil mi? Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun'a çıkışı, Kazım

10.10.14 KARALAMALAR
Türk İstiklal Savaşı ve Amerika

Türk Gençliğine, ilkokul eğitiminden başlayarak üniversite eğitiminin sonuna kadar gördüğü bütün

23.09.14 KARALAMALAR
SEN YOKSAN! ORDU-MORDU YOK!

Tarih sadece kahramanları yazar ve "kahramanlar can verir, yurdu yaşatmak için..."  Ya

10.09.14 KARALAMALAR
ENVER PAŞA

10 SORUDA ENVER PAŞA Son dönemin en büyük doğruları, hakikatte en büyük yanlışlar üzerine

10.09.14 UNUTULMAYANLAR
VATAN İÇİN VERİLEN SÖZ!

  VATAN İÇİN VERİLEN SÖZ!ALBAY REŞAT BEĞ ve ÇİĞİLTEPE Büyük taaruz esnasında Çiğiltepe çok

09.09.14 UNUTULMAYANLAR
ATATÜRK'Ü NE KADAR TANIYORUZ?

Siz Mustafa Kemâl Atatürk'ü;  Sadece etten ve kemikten bir insan, Sadece Türkiye ile sınırlı

05.11.14 KARALAMALAR



www.muratcalik.com
ARA