KALABALIKLAR

Millet neden kalabalığa gider?

Çünkü alışılagelmiş kanı şudur...

Kalabalıkta "ad" vardır,
Kalabalıkta olanak vardır,
Kalabalıkta imkân vardır,
Kalabalıkta para vardır,
Kalabalıkta sığınma vardır,
Kalabalıkta saklanma vardır...v.s

Bazen kalabalıklar doğru yöne gider ve bu doğru yöne giden kalabalıklar tarih yazarlar.

Ama her zaman her kalabalık doğru yöne gitmez.

Doğru yöne gitmeyen bir kalabalıkla yürümekle de doğru yöne gidilemez...

Tarih yanlış yöne giden kalabalıkları hezimetlerle, çöküşlerle beraber yazmıştır...

Meselâ Osmanlı...

Osmanlı'da kalabalık var mıydı?
Vardı...

Osmanlı'da ad var mıydı?
Vardı...

Osmanlı'da güç var mıydı?
Vardı...

Osmanlı'da imkân var mıydı?
Vardı...

Osmanlı'da para var mıydı?
Vardı...

Osmanlı'da devasa saraylar(şatolar) var mıydı?
Vardı...

Osmanlı ilk kurulduğunda niyeti de yapmak istediği de hâlis miydi?
Evet hâlisti...

Bu hâlis niyet, doğru yönetim beraberinde kalabalıklar ile gelen şerefli mazimizi bıraktı...

Peki sonra ne oldu?
Osmanlı yanlış yönetildi...

İdare makamlarına ehil olmayanlar getirildi...

Her hücresi çıkarcılar, menfaatçiler, kan emiciler ve işbirlikçiler tarafından ele geçirildi.

Kalabalıkları artık bunlar yönetmeye başladı...

Osmanlı çöküşün iyice hızlandığı 1900'lü yılların başında da kalabalıktı...

Hatta Halife-Padişah uğruna gözünü kırpmadan ölecekler bile çoğunluktaydı...

Peki sonunda ne oldu?

Osmanlı yıkıldı...

Hem de kalabalıklar içinde yıkıldı...

Çünkü Osmanlı miadını doldurdu...

Her beşeri kurum gibi...

Ve kalabalıklarla değil yalnızlıklar içinde kuruldu Türkiye Cumhuriyeti...

Kalabalıklar peşinde yanlışa koşanlar ile değil, 

Yalnızlıklar içinde doğruya koşanlar kurdu Türkiye Cumhuriyeti'ni...

Türkiye Cumhuriyeti'ni kuranlar, Osmanlı'yı dünya devleti yapan padişahlara düşman mıydı?

Yoksa son zamanlarında yapılan hataları mı eleştiriyorlardı?

Osmanlı Selcuklu'ya düşman mıydı?

Osman Gazi, Osmanlı Devleti'ni kurmakla, Anadolu Selçuklu Hükümdarlığı'nı yapmış olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah'a ihanet mi etti?

Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Atatürk, Osman Gazi'ye, Fatih Sultan Mehmed'e ihanet mi etti?

Mustafa Kemal Atatürk, "asıl olan Osmanlı'dır, İstanbul'da kalıp savaşayım başka bir yol aramayayım" dese idi sonuç ne olacaktı?

Türk'e hatırlatmak gerek ki...
Türk'ün en bilinen özelliklerinden bir tanesi de, 
Eğer görevini yerine getiremiyorsa, devlet yıkıp devlet kurmaktır...

EĞER GÖREVİNİ YERİNE GETİREMİYORSA,
DEVLET YIKIP DEVLET KURANLAR!

NEDEN YANLIŞTA HÂLÂ ISRAR EDİYORLAR?

NEDEN GEREKİRSE SIFIRDAN BAŞLAMAK YERİNE YANLIŞA SADIK KALIYORLAR?

YOKSA KENDİLERİNİ VE HER YANI MENFAATÇİLERLE KUŞATILMIŞ "SON KALELERİNİ" OSMANLI DEVLETİ'NDEN ÜSTÜN MÜ GÖRÜYORLAR?

Osmanlı'nın çöküş döneminde(1900'lü yıllarda) başında Fatih olsa sizce çok şey değişir miydi?

Lütfen bir düşünün...

Artık zaman Türkiye Cumhuriyeti'ni kurma vaktidir!

Unutmayın...
Yarın size evladınız, bir tabela peşinde koşup koşmadığınızı sormayacak...

Bu vatan için, davan için NE YAPTIN diye soracak!

Bir zamanlar o tabela bu vatanın evlatları için kurtarıcı olabilir lâkin miadı dolduysa, görevini yerine getirmiyorsa o tabelaya sadık kalmak ancak ve ancak Türk'ün yıkılmasına ve çöküşüne zemin hazırlamaktan başka bir şey olmayacaktır...

O tabelayı oraya asana saygı duymak ayrı, tabelaya saygı duymak ayrıdır.

Mesele tabela mıdır?

Yoksa tabelanın bir zamanlar temsil ettiği ülkü müdür?

Vefa tabelaya mı yoksa bir zamanlar o tabela'nın temsil ettiği fikre midir?

Miadı dolan ve görevini yerine getiremeyen Osmanlı Devleti'yle beraber kalabalıklarda olmak ve sonunda esaretle tanışmak,

veya yalnızlıklar içerisinde ama umutla Türkiye Cumhuriyeti için çalışmak...

Türk Milliyetçiliği için yine ve "yeniden" başlamak...

* Tıpkı 621 senesinin bir yaz gecesi'ndeki Kurt Kaya gibi, 

* Tıpkı 639 senesinde Siganfu sarayı'ndaki Kür Şad gibi, 

* Tıpkı 1071'de Sultan Alparslan'ın yaptığı gibi,

* Tıpkı 1453'de Fatih'in gözünü kararttığı gibi,

* Tıpkı 1915'de "Milletimin üzerinde hiçbir gücü tanımıyorum" diyen Mustafa Kemal'in, zorlama komutan Limon van Sanders'e karşı çıktığı gibi,

* Tıpkı 19 Mayıs 1919'da elini çözerek Samsun'a çıkan Mustafa Kemal Atatürk gibi,

* Tıpkı 1920'de divan-ı Harp'te yargılanacağını bile bile Mustafa Kemal'e; "Ben ve kolordum emrinizdedir Paşam!.." diyen Kazım Karabekir gibi,

* Tıpkı 26 Ağustos 1922'de 200 senedir Hücum'u unutmuş Türk Ordusu'na Hücum emrini vermek gibi,

* Tıpkı 3 Mayıs 1944'de Türkçülük için satılmışlara karşı şahlanan Atsız gibi,

* Tıpkı 8 Şubat 1969'da etraftaki satılmışlığı ve ihaneti görerek, sıfırdan başlayan Alparslan Türkeş gibi...

Velev ki, dostlarınız size hain dese,
Velev ki, size inananlar az olsa bile...

Seçim sizin...

Fakat bilin ki...
Seçiminizin sonucuna katlanacak olan Türk Milleti olacaktır...

YANLIŞA SADAKAT, 
GEREKÇENİZ NE OLURSA OLSUN,
DOĞRUYA İHANETTİR!

Umarım derdimi kırıp-dökmeden anlatabilmişimdir.
 
Zirâ gerçek vatanseverleri, gerçek ülkücüleri, gerçek Türkçü Turancıları ve gerçek Türk Milliyetçileri'ni Allah için, milletim için, davam ve vatanım için çok seviyorum...

Derdimi daha nasıl anlatabilirim ki?

Dar gelenlere... 
Selam ve saygılarımla 
Murat ÇALIK






02.07.2017
94






BENZER KONULAR

ÜÇÜNCÜ SEÇENEK: TÜRKLEŞMEK

1453'ten beridir(hatta çok daha öncesinde) Türk Milleti'nin kafasında olan veya kafasına sokulan 3

10.03.17 KARALAMALAR
YANLIŞLAR - DOĞRULAR I

Kürşad, Kürşat... Yanlış Kür Şad... Doğru ... Kurtkaya... Yanlış Kurt Kaya...

11.09.16 KARALAMALAR
SADAKATİN NEYE?

  Neden böyle olduk?    Neden "yanlışa sadık kalmanın", doğruya ihanet olduğunu

12.09.14 KARALAMALAR



www.muratcalik.com
ARA