ÜNİVERSİTELERDE BÖLÜCÜ UNSURLAR

ÜNİVERSİTELERDE BÖLÜCÜ UNSURLAR

Son yıllarda üniversitelerde artan cinayetler, bölücü eylemler, gözlerin üniversitelere çevrilmesine sebep oldu...


En son Fırat kardeşimizin hunharca katledilmesi, "üniversitelerde ne oluyor?" sorusunu açığa çıkarttı.

 

Bizim gibi bu tür olayları endişe ile takip edenler ve üniversitedeki genç kardeşlerimizle irtibat halinde bulunanlar özellikle son 4-5 yıldır gidişatın gitgide kötüye gittiğini gördüklerinden meydana çıkan manzara hakkında ne yazık ki çok şaşırmıyorlar.

 

Eylül 2014'ten beridir "Ege Üniversitesi karışacak, kan akacak, burada hayatımız tehlikede" diyen milliyetçi öğrencileri dinlemeyen il yöneticileri, üniversite yönetimi, güvenlik kuvvetleri ve ne yazık ki vekiller şimdilerde üzgünüz demekten başka bir şey yapmıyorlar.

 

Akan Türk kanı olduğu için de pek tabi Türkiye de ayağa kalkmıyor!

 

Bugün Ege Üniversitesi'nde yaşanılanlar dün Türkiye'nin başka üniversitelerinde yaşandı ve ne yazık ki bu kafa ile gidildikçe yarın başka üniversitelerde de hatta liselerde de yaşanacak...

 

İşte bu yaşanılanlardan dolayı bu yazımızda, üniversitelerde bölücü unsurların (bölücü unsur diyorum ama siz her bölücü unsur dediğimde şerefsiz, it, köpek...v.s anlayabilirsiniz) nasıl yuvalandığını, nasıl örgütlendiğini ve karşılığında milliyetçi öğrencilerin ne yaptığını daha doğrusu ne yapabildiğini/yapamadığını, ne yapmamız gerektiğini kendi bakışımdan sizlere anlatmaya çalışacağım...

 

Öncelikle altını çizmem gerekir ki, özellikle eğitim kurumlarında bu tür bölücü ve ayrılıkçı örgütlenmelerin artmasının birinci sebebi, suç-ceza ilişkisinin son 13 yılda tamamen bozulması, mevcut iktidarın bölücü unsurlara karşı takındığı "toleranslı" bakıştır.

 

Özellikle üniversitelerde son 4-5 yıldır gittikçe artan bölücü örgütlenmeler, temelde belli bir örgütlenme şemasını takip etmekte olup, bu tür örgütlenmenin hemen hemen tamamı markşist-leninist-sosyalist-komunist ve etnik unsurlardan nemalanmaktadır.

 

Üniversitelerde örgütlenenlerle ilişkide olabilmek için gerek dağ kadrosundan gerek eğitim kadrolarından gerekse taşra kadrolarından militanlar tekrar üniversite sınavlarına girerek, üniversitede öğretime başlıyorlar ve örgütlenmenin beynini ve yönetici kısmını oluşturuyorlar.

 

Üniversitelerde eskiden markşist-komunist ve kürtçü örgütler ayrı ayrı teşkilatlanırken şimdi en ufak bir rüzgarda anında birleşiyorlar, ortak eylem ortak harekat yapıyorlar, kamuoyuna "hoş" gözükmek adına da, ""yurtsever, demokrasi...v.s" gibi söylemler takınıyorlar...

 

Görünürde üniversite öğrencisi asılda militan olanlar, üniversitelerde taşlı-sopalı-bıçaklı hatta silahlı eylemlerin baş aktörleri.

 

"Şehitlik" anlayışı bölücü unsurlarda son yıllarda had safhada, bundan dolayıdır ki çeşitli uyuşturucu maddeler ve göz boyama ile "sorgusuz" ölüme gidecek militanlar üniversitelerde yetiştirilmekte.

 

Üniversitelerde bölücü örgütlenme dört kısıma ayrılmış durumda.

 

Birinci kısım direkt dağ kadrosu ile irtibatta emri alıp uygulayan, üniversite teşkilatını perde arkasından yöneten, maddi desteği gerek örgütten gerekse üniversitenin bulunduğu ildeki sempatizanlardan sağlayan yönetici kısım.

 

İkinci kısım birinci kısımla direkt ilişkide olup, pek ortalıkta gözükmeyen daha çok propaganda ve siyasi eğitim veren kısım. 

 

Üçüncü kısım, gerek üniversite gerekse diğer eğitim kurumlarında okuyan öğrencilerden sempatizan yetiştirme amaçlı hareket eden ve öğrenciyi birinci kısım ile ilişkiye geçiren kısım.

 

Üçüncü kısım, üniversite eğitim döneminin başında, üniversiteyi kazananların demografik, etnik ve meshebi bilgilerini bir şekilde üniversite içinden elde ediyor ve sonrasında bir nevi "adam adama" markaj ile çalışmaya başlıyor.

 

Yeni gelenleri etkilemek amacıyla özellikle bayanların çoğunlukta olduğu konser, çiğ köfte partileri...v.s gibi eğlenceler düzenliyor, yeni gelen ve potansiyel militan olabilecekleri çeşitli gözlemlerden sonra ya ideolojik, ya cinsellik, ya ekonomik ya da propaganda yoluyla kendi yanlarına çekiyorlar...

 

İşte bundan sonra yoğun eğitim başlıyor ve üniversiteye gelirken dünyadan bihaber olan bir genç, bir veya iki sene sonra azılı bir militana dönüştürülüyor...

 

Dördüncü ve son kısım ise üniversiteye gelmeden önce çok fazla bu tür olaylara katılmayan fakat gerek propaganda gerekse siyasi ve politik beyin yıkama ile örgüte kazandırılan ve olası bir eylemde ön saflarda olan ve genellikle yaralananlardan oluşuyor.

 

Gariptir ki, bu dört ve üçüncü kısımın aileleri de böyle eylemlere katılmalarına fazla ses çıkarmıyorlar...

 

Eylemlerde öldüklerinde neredeyse çocuklarını şehit ilan ediyorlar.

 

Dağdan gelen "beyin ve teşkilat" kadroları bölücü grubu yetiştiriyor, kalabalık olduğu an ön cepheye bir arkadaşlarını ve taşradan gelen sempatizanları koyup, arkada eylemi yönetiyorlar.

 

Bazıları polis ile işbirliği yapıyor ve karşılığında "dokunulmazlık" elde ediyor.

 

Üniversitelerde bugün ne yazık ki, her geçen gün bölücü, markşist-leninist ve komunist örgütlerin sempatizan ve militanları çoğalmakta, onlarca başarılı(!) olmuş her yıkıcı, öldürücü eylem ve karşılığında cezaların olmaması aşağıdan daha da çok genç kadronun gelmesini sağlıyor.

 

Özellikle üniversitelerdeki birçok öğrencinin ailesi tarafından "aman oğlum-kızım bir şeye karışma, sesini çıkarma, derslerine çalış başka bir şey ile ilgilenme...v.s" şeklinde tembihlenmesi sonucu, üniversite kantininde "Türkiye'yi bölmek için" topluca yemin  eden bölücülerin hemen yanı başında rahatça yemek yiyebilen ve sesini çıkartmayan Türk Öğrencileri'ni görmemize sebep oluyor.

 

Bununla beraber, üniversitelerde milliyetçi gençler ise bölünmüş durumda. Türkçü, Türk-İslâmcı, Ülkücü, ümmetçi, cemaatçi...v.s gibi bölünen gençler kolay kolay bir araya gelememekte, bazen kendi aralarında bile kavga etmektedirler.

 

Üniversitede milliyetçi gençlerin çoğunluğu fikri anlamda eğitimi düzgün alamadıklarından dolayı inanç ve heyecan çoğunlukta alt sınırda seyretmekte ne yazık ki bu ikisi ancak bir cinayet olduğunda anlık tepki ile çoğalmaktadır.


Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetenlerin siyasi konjuktürde, "bölücü örgütleri” muhattap aldığı günümüzde çocuklarımızı geleceğe hazırlamak için gönderdiğimiz üniversiteler bugün bölücü örgüt yuvasıdır. Birçok üniversite girişinde bölücü militanlar kimlik kontrolü yapmakta, keyiflerine göre dersleri tatil edebilmekte, yemekhanelerde toplu hâlde yeminler edebilmektedirler.

 

Bu tür şerefsizlikleri gören içlerinde millet sevgisi olan öğrenciler ise bu durumlara dayanamadıklarından karşı çıkmakta bu yüzden de ya yaralanmakta ya da ne yazık ki katledilmektedirler.


Artık Türk Milleti’nin iki elini başının arasına alıp düşünme zamanıdır. Evladı olan her Türk bilmelidir ki, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın” devri bitmiştir. Üniversiteye okumaya gönderdiğiniz evladınız hiçbir şeye karışmasa bile sırf cüzdanında yazan bir il veya adından dolayı tehlike altındadır.

 

Türk Milliyetçileri ise bilmelidirler ki; sadece itidal çağrıları veya teşkilatsız ve plansız eylemler hiçbir fayda vermeyecek daha da çok kayıplara sebep olacaktır.

Bu yüzden başta Türk Milleti seçtiği vekillerden hesap sormayı artık düşünmelidirler. Türk Milliyetçileri ise, önce eğitim kurumlarındaki bu rezalet için kamuoyu oluşturmalı, üniversitedeki gençlerin en azından ortak hareket edebilmesini sağlamalı, planlı ve teşkilatlı bir şekilde gerekeni gerektiği zaman yapabilmelidir.


Üniversitelerin bölücü örgüt yuvası olduğu bir ülkede, gelecek tehlikededir...


Gelecek seçimleri düşünen politikacıların bu gerçeği görmesi beklenemez...


Gelecek nesilleri düşünen bu kut'lu milletin evladı olan devlet adamlarına da millet teveccüh etmedikçe bu rezillikler bitmez...

Üniversitede okuyan gençlik yarının devlet yöneticileridir. Siz evladınızın ölmesine ses çıkarmaz, gereğini yapmaz ve meydanı şerefsizlere bırakırsanız, yarın devletinizi yönetecekleri, bölücü olarak şimdiden seçmiş olursunuz…

Selam ve saygılarımla…
Murat ÇALIK

28.04.2015


 

 







14.01.2016
0



Murat Çalık Karalama Defteri
Закрыть